ANİÇİKA-Bir Yaban Gülü

  KRAL SERGİN     BAHAR Ş. GÜLŞEN     TÜLAY ÇELLEK     TAYYİBE ATAY     MÜGE YILMAZ  
SEVGİNİ GÖSTER DOSTUM; SÖYLEMEK YETMEZ

KRAL SERGİN'den

SEVGİDEN KORKMAK, YAŞAMDAN KORKMAKTIR VE YAŞAMDAN KORKANLAR DA ZATEN BÜYÜK ÖLÇÜDE ÖLÜDÜR.
Bertrand RUSSEL
ANİÇİKA-Bir Yaban Gülü / Ana Sayfa
TECAVÜZ

dün,
ziyarete gelmiştim seni
odanda yalnız başına
sanki beni bekler gibiydin
incecik ipek gömlek içerisinde
dışarıya çıkmak için
neredeyse yalvaran göğüslerin
düğmeleri koparacaktı...

yavaşça kaldırdım tutup elinden
kısacık eteğinle canım
aklımı başımdan aldın
nede güzel görünüyordun
bal dudakların bir anda
aldı dudaklarımı benden
sonra kavuştuk birbirimize
sımsıcaktık ikimizde
yanıyorduk bir kor ateş gibi....

duvara yaslanmıştın
ellerim yavaşça gezinirken
bacaklarında,
yukarılara doğru tırmandı birden
nefes nefeseydik ikimizde
bu yangını sevdiğim
hangi çağlayanlar söndürürdü
hangi nehirlerin suyu yeterdi.....

kalbim kafesine sığmıyordu
gencecik bir kadının ellerinde
eriyip gidiyordum ben
tam tanganla ellerim yan yana geldiğinde
kapı açıldı birden
ak sakallı ihtiyar
“aç tavuk rüyasında darı görürmüş”
dedi ve rüyada orada bitti.........

üzgünüm sevdiğim
üzgünüm bal dudaklım
yine çağlayamadım sımsıcak teninde
rüyamda bile kavuşamadım sana
üzgünüm senden izinsiz
duygularımıza tecavüz ettim
ancak bir şey yapamadan
beceremeden yani
uyandım..........

en çok aklımda öpüşlerimiz kaldı
daha ilk karşı karşıya geldiğimizde
titrek sesle çarpıştı sesimiz
ve birleşti dudaklarımız
taa ki ak sakallı gelene kadar
ayrılmadı dudaklarımız
ben hala orda kaldım
bal dudaklım, bal dudaklarında.....

KRAL SERGİN KÖLN
GECENİN KİRPİKLERİ

Kalleş ve hayın gecelerin
Yalnızlığıma dokunduğu zaman
Düşler asarım yıllardır
gecenin kirpiklerine
özlemlerimi
güneşe sererek
her gece
sabahın kanadında
bir bulut bulmayı umarak

onca düşün ağırlığına
dayanamayıp dökülen
döküldükçe çirkinleşip
soysuzlaşan
gecenin kirpiklerine
inatla neden asardım
düşlerimi?

kalleşti geceler
hayın ve karanlık
hep yalnızlığımı getirir
bir de senin hasretini
bir de sensizliğimi

daha ne kadar taşır bu yürek
gecenin kahpeliklerinden
sabahlara çıkamayan
yalnızlıklarıma
sensizliklerime

simdi bir yolculuktayım
gecenin kirpiklerinden
sabahın güneşinde
bir yolculuktayım
gece hayın
gece karanlık

sevgiye gider bu yolculuk
hain ve yalnız gecelerden
kan karanlıklardan
sabahların özgürlüklerine
ve sana gider bu yol
sevgime sensizliğime...
ÇİĞDEMLER AÇTIMI?

şimdi bizim ellerde
yayla yollarında
rengarenk çiçekler açmıştır
öncelik çiğdemlerde
çiğdemler açtı mı canım...

aşk baharında benim
yeni çiçekler açıyor
ikinci baharımı yaşıyorum
şimdi yüreğim canım
rengarenk çiçeklerle bezenmiş
köyümdeki yayla yolları gibi
bende çiğdemler açtı
çigdemlerle çağlıyorum
kıskanma çiçeklerimi
sadece gülümse....

sınırlar taşımıyor yüreğimin ağırlığını
dağlar çiçekle bezenmiş
ben sana çiçekler açıyorum
ben sana çiğdemlerle gülümsüyorum
ben sana baharlar kokuyorum..
önce çiğdem olup geliyorum
sonra meyvelerde cana geleceğim
ve her taraf ben olacağım
tüm dağlarda çiçek çiçek
buram buram ben kokacağım
sen bana hep bahar günü gibi
çiçek çiçek, bahar kokuyorsun....

kıskanma canım çiçeklerle beni
gurbet çiçeğidir özlem kokularım
yaylalar gelir aklıma
elinde şarap bir de sen
ağlıyorum göz yaşlarımda
çiçekler sulanıyor
bak yine özlem doluyum
bir seni bir de yaylalarımı özlüyorum
yani çiçekli dağlarıyla
serin yaylalarıyla
ben ÜLKEMİ özlüyorum....

ben canım bir seni
bir de ÜLKEMİ çoook seviyorum....
MAVİ

masmavi bir denizin
mehtaba el salladığı
bir akşamdı
senin türkü dolu bir gecede
mavi gözlerine
emanet bakışlarla geldiğimde
sen dalmışken
türkülerin derin hayallerine
ben se senin mavi gözlerine
sen dalmışken türkülerin yaylalarına
bense mavi bir Bakirköy sahilinde
mavi türkü evinde
bense izinsizce
senin gözlerinde

gece mavi
türküler mavi
gözlerin bile mavi
bense gözlerine düşmüş
mavi bir mülteci

sahnede "mor dağların yıldızı"
türküsü
bense sende inadına mavi

ve de senin
mavi gözlerinde
emaneten uğramış
çıkamayan bir mülteci

bırak mavi kalsın küçücük hayallerimiz
bırak mavi kalsın türkülerimiz

masmavi bir Bakırköy gecesinde
mavi bir türkü ezgisinde
herşey maviydi
bir benim emanet gözlerim mülteci
birde beni görmezden gelişin

misafirdim mavi gecelerinde
uzak yesillerden gelmiş
mavi gözlerine...
KÜBRA

küçücük bir kız çocuğu
haykırıyordu televizyon ekranlarında
babası polis tarafından
saç bas çekilirken

yapma diyordu Kübra
bırakın babamı
küçücük bedende
baba koruması
baba sevgisi

yalvarıyordu Kübra
memur eyleminde
işçi babasını döven
polis memurlarına!!!
"dövmeyin
götürmeyin babamı" diye..

hatırlarsanız demiştim
"sen beni kesemezdin ama
ne yapayım sapın benden"
yani ustamın sözü...

Kübra ağlıyordu
haykırıyordu polis amcalarına
bırakın babamı diye
polisse fırsattan istifade
gizlice vuruyordu aralardan
yüreğim dağlandı
sızladı taa uzaklardan
kübra'nın haykırışlarına
bir işçinin
memur eyleminde
dövülmesine sızlandım
memur polislerce

sonra başardı küçük Kübra
tuttu babasının elini
aldı polislerin elinden
yürüyüp gitti
geride sorular bırakarak
tüm insanlığın önünde

defter kitap alamamamaktan
eylem yapan memurunda
aynı derdi yaşayan
destekçi işçiye
yine çocuğunun kitabı
hala alınamamış
polisten dayak vardı
anlayamıyordum
ve bende ekran başında
minik Kübra'yla ağlıyordum....
ÖLÜMDEN ÖTESİ

(BU BİR AĞITTIR)

adım Koray,
daha oniki yaşındayım
ve ben hiç büyümeyeceğim
Sivas Madımak'ta yandım
ak günler bekleyen ülkemin
karanlık düşünceleri tarafından
naklen yakıldım...

bir yaz günüydü
Temmuz sıcağında
babam ozan İsmail,
tuttu ablamla benim ellerimizden
"haydin çocuklar,
Sivas'a, baba ocağımıza
Pir Sultan Abdal şenliklerine
Semah dönmeye gidiyoruz" demişti...

ne bilirdim ki!
"Ateşte Semaha dönmek"
olacaktı kaderimiz
ve otelde dinlenirken
bir anda binlerce insan
"yakın" diye haykırıyordu
ve ölümden ötesi yoktu görünürde.....

adım Koray,
daha oniki yaşındayım veee
ben hiç büyümeyeceğim
ve benim Dikmen'den aşağıya
salınarak Atatürk Bulvarı'nda
güzel Ankara'da
sevinçle inip te
elimde çiçekle
Gima'nın önünde beni bekleyen
bir sevgilim olmayacak....
adım Koray,
siz şimdi kimbilir
kaçıncı kadehi
kaçıncı yalanlara içerken
ve arasırada cancana derken
benim ellerim yan mezardan
Hiroşima'dan gelen yaşıtıma takılır
sol tarafımda da Halepçe çocuğu
sözde medeni ülkelerde
Solingen’de yanan ben olurum
Möln’de yanan ben olurum
sizin elleriniz kızlarda
sizin elleriniz erkeklerde
sizin elleriniz bardaklarda
ben en son canlı olarak
semah ta tutmuştum bir kızın elini
şimdi ise;
bizim ellerimiz yılan, çayan arasında
kemikli topraklarda....

ne din nedir anlamıştım
ne de din uğruna adam yakılmayı
suçum semah dönmekti
suçum babamı dinlemekti
suçum bana göre İNSAN olmaktı
adım Koray daha oniki yaşındayım
ben hiç baba olamayacağım
ben hiç oğlumu okşayamayacağım
ben hiç annemin dizlerinde
saçlarımda parmakları dolaşan
mutlu çocuk rolü bile yapamayacağım
ve ben sizin adınıza
ben mutlu gelecek adına
bir değil bin kez daha yan deseler
yine yanacağım, yanacağım, yanacağım...
 
bir annenin kokusunu düşünsene,
çocuğuna yani bana sarılmak
işte ben o kokuyu artık içime alamayacağım
anneme doluca sarılamayacağım
Eeeyy benim akrandaşlarım,
arkadaşlarım, yayşıtlarım
siz kimbilir kaç kızla dansederken
türküler dinleyip halaylar çekerken
hergece feneri kimbilir kaç alemde
nerelerde söndürürken
ve hatta kimbilir hangi türkü barda
devletler kurup,
halk kurtaracaksınız
kimbilir kaç biradan sonra solculuk oynayacaksınız
işte ben sizin gibi türküler dinleyemeyeceğim
halaylar çekemeyeceğim
ben bir kıza sarılıp dans bile edemeyeceğim
uuuuyy anam uuuyy
Babam anlatırdı
benim doğduğum köylerin yokluk ve sefaletten
başka hiç bir özelliği yokmuş
altı ay dünyadan uzak
kar ve karanlığa mahkum bir yurt
sonrası çamur,
çamurda kalmış tek ayakkabılar
 
kalsaydı tek ayakkabılarım sakız gibi çamurlarda
kalsaydı diz boyu karlarda
görmeseydim değil altı ay
bir ömür boyu köyümün dışını
görmeseydim medeniyet dedikleri yerlerde
çirkeflikleri, kahpelikleri, ölümleri
ama olsaydım o karlı yerlerde yaşayan ben
bende dünyada olsaydım yeterdi...

adım Koray benim duyuyormusunuz??
daha oniki yaşındayım
bazen ozan Nesimi oluyorum burada
alıyorum elime sazımı
bazense Hasret Gültekin
hasret türküleri yazıyorum
duyarım ki Köln’de
Hasret abimin oğlu olmuş
adını Hasret koymuşlar
söyledikçe Muhlis baba
ben burada bile
Ateşte Semaha dönüyorum
görüyormusunuz??......
 
adım Koray benim heyy dünyalılar
en son sizin aranızdayken
ateş camları sarmışken
insanlar yanıyordu Madımak'ta
ve annem geldi gözümün önüne
babam geldi,
Ankara geldi
o yüzden ölünce ben
Anneme götürdüler
Ankara'ya götürdüler..
gelirken elimden tutan babam,
dönüşte tabutumdan tutmuştu.
ben yanmıştım tabutta
babam kahrolmuştu tabut omzunda.
zavallı babam,
canım annem
şimdi yeni doğan kardeşime
adımızı koymuşsunuz
canlarım......
ölsem bile unutmayın
ben Koray'ım
sizin Korayınız........
 
adım Koray benim
bilmediğim din uğruna
bilmediğim din adamları tarafından
ayrı düşünceden yakılan.
devletin gözü önünde
sizlerin gözü önünde
siz naklen izlerken tv lerinizde
yanan bendim orada
en küçükleri otuz yedinin.
otuz yedi canın
otuz yedi karanfilin
özü bende ANLIYORMUSUNUZ???........
ölümden ötesi yokmuş
DUYUYORMUSUNUZ???........

1995 Köln
SEVDAM AY TUTULMASI

bir anda sen düştün aklıma
pırıl pırıl bir gökyüzüne
ev sahipligi yaparken gecem
düştün de aklıma
yüreğim ay tutulmasına benzedi
kendi yerine silüetine sarılır gibi...

önce çıktım bahçeme
çiçekleri kokladım gülüm kokusunda
bir bir dolaşıp dertlerini dinledim
her biri ayrı sevinçte
benimle konuştukça açılıyorlar
çiçeklerin dilinde bal dudaklim
seni dillendim...

dün seni andık bir dost ile
dilinde hep ben varmısım
benim dilim lal olsada
seni andıkça gülüm
seni düsündükçe gülüm
dillenir siirlerde
en geveze olur
ve sana konusur,
sana akarım Ren nehrinde...

rakı içiyorum bu aksam
uzunum -serum niyetine- dedi
yine anason kokusundayım
ben bir üzüm tanesinden
kırk kisinin doyduğu
Bektaş-i likten gelirim
özüm Ali'dir
sözüm doğruluk
o yüzdendir ki gülüm
gecem mehtap'a yangın
sevdam ay tutulmasında...

uzanıyorum sana Kadıköy
özlemlerden arınmış
kahpeliklere, hayınlıklara pirimsiz
bütün dertleriim yazarım geceye
gecem bu gece sevdama mehtap
sevdam ay tutulmasında
neredesin sevdiğim
neredesin bal dudaklım
bak seni arar gözlerim
seni arar yüreğim
Alime sığınır,
dem alırım aklımda sen
sen yine nöbetlerdesin
ben senin nöbetinde...

Alim kurban olam
yoluna turap'ım
izin ver bana bekler sevdiğim
feyz almak istiyorum
ben Yunus olup dergahta
odun gibi yanarım
değil yedi yıl
yedi asır geçsede
beklerim sevdiğimi
bak yine gecem mehtap'ta
sevdam ay tutulması...
ÖLÜM YAKIŞMIYOR SİZE DESTAN YÜZLÜLER

dört yüz yıl öteden duyulan
bir sesti sizi Sivas'a çağıran,
büyük ozan Pir Sultan'ın sesi
o denli gür sesli bir ozanın anısına
şenlikler düzenleyip, halaylar çekiyor,
saz çalıp, türküler söylüyordunuz.
kitaplar imzalayıp, şiirler okuyordunuz.
hepinizin yüzlerinde aydınlık bir gelecek,
hepinizin yüzlerinde mutlu bir tebessüm vardı.

siz hiç gitmediniz buradasınız dostlarım burada
taa içimdesiniz, içimizdesiniz
dışarda kan kokusu almış yarasalar
dışarda insan yakan canavarlar vardı
gözleri dönmüş kalabalık
şiirlerinizi, türkülerinizi, semahlarınızı
yakmaya gelmişti.
bin üçyüz yıllık kültürü
bir otelde boğacaklarını düşünen
ve yaktıkları ateşin, döktükleri kanın
hesabını bile vermeyecek hayvan sürüsü vardı.
dışarda gözü dönmüş yobaz sürüsü vardı.
içerde ölüm sessizliği,
içerde duman,
yüreğimizde siz vardınız,
kitapların, şiirlerin, düşüncelerin
yasak olduğu, yokedilmek istendiği
bir gündeydiniz.
halkını korumak zorunda olan devlet
sadece izliyordu,
sizler izliyordunuz, bizler izliyorduk
ama insanlar yanıyordu
aydınlık gelecek yanıyordu.
yirmibirinci yüzyılda
ortaçağ kafası kol geziyordu
jandarma seyrediyor, polis yardım ediyordu
insanlar yanıyordu cayır cayır.
aydınlar yanıyordu, çocuklar yanıyordu
uzun bir geçmişten geliyordu bu ateş
Çaldıran'dan, Maraş'tan,
Merzifon'dan, Çorum'dan.
hep biz yanıyorduk, hep onlar yakıyordu
Laikliğin bekçisi bizlerdik
tek bizim görevimizdi korumak
yanıyorduk Laiklik adına
yakılıyorduk sözde onlarca din adına,
yakıyorlardı haşa Allah adına,
oysaki onların dini olamazdı,
onların inancı olamazdı
hangi kitapta yazıyordu
insan yakmak, adam yakmak.
 
gençtiniz, genceciktiniz,
kardeşlerim, kuzenlerim, canyoldaşlarım
toplanıp şenliğe gelmiştiniz,
yaşama sevinci ile dopdoluydunuz
siz umuttunuz, siz yarındınız.
onurlu bir yaşam çizginiz uzanıyordu geçmişinizde
ışıtmaya gelmiştiniz karanlık yüzlü Sıvas'ı
alevlerle değil, bilgiyle.
Hızır Paşa'dan beri hep acıyla anılırdı Sıvas
yine tekerrür etti tarihin kanlı Sıvas.
yine yarelendi can yürekler
ben bu gece vuruldum yine
otuz yedi yerimden
otuz yedi kursunla
otuz yedi karanfil sardım yarama...

ÖLÜM YAKIŞMIYOR SİZE DESTAN YÜZLÜLER
DOSTLARINIZ BURADA BURADAYIZ BİZ.
ANINIZ ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ...

SIVAS, SIVAS ADIN HİÇ YAZILMAMALIYDI
TARİHİN O KARANLIK SAYFASINA
HİÇ YAZILMAMALIYDI....
DAĞ KOKUYORUM

sen kokuyorsun her gittiğim yerde
sen akıyorsun her çağlayan nehirde
bense ılgaz kokuyorum,
anadolu yaylalarından gelen
kekik kokuyorum.
ılgaz kokuyorum ben
yalan yazmaz kitabımda
sadece saygı duyarım kadına
ama hep haksızlığa uğrayan
mehmet'im ben.

dur basma damarıma öyle
bütün günleri sana hediye ederim de
bütün çiçekleri sana sunarım da
küçücük bir saygı beklerken
sadece vurulurum ben
bilirim ki kadın olaydım eğer
yüreğini satan bir kadın
gönlünü başkasına
peşkeş çekmek için çırpınan
bir kadın
işte o zaman sen bile inanırdın
ama ön yargılarında hep
kadın haklıdır kalmış
ben daha ne deyim.

karadeniz kokuyorum ben
onur, şeref, namus deyince celallenen
hileyi, yalanı, dolanı sevmeyen
karadeniz kokuyorum.
yaylalarında -hayat- bulunan
yemyeşil dağlarının güzelliğinde
ilyas olurum, temel olurum
karadeniz kokarım.
 

toros dağları kokarım ben
ege'den başlayıp
antep'e el veren
akdeniz'i okşayarak,
akdeniz'i yaşayarak,
akdeniz'i koynuna alarak geçen
yörük çadırlarında keçi kokulu
selman'ım ben.
toros kokarım ben.

cudi kokarım ben
he babo derim yılmaz odabaşı gibi
vay babo derim ahmet arif gibi
alırım yolumu diyarbakır'dan
uzanırım şırnak'a
abdulhamit olurum ben
buram buram savaş kokarım
buram buram cudi kokarim
buram buram insan kokarım.

balıkesir'den atlarım egeye
manisa'da vurulurum
efe olurum dağlarında egenin
saygı olurum batılı ege'de
izmir'e dökerim düşman duygularımı
çeşme'de deniz'e salınırım
muğla olurum,
bodrum olurum,
halikarnas kokarım ben.
erzurum olurum ben
dumanlı dağlara çıkarım
erzincan olup, bağlar gezerim
dersim olurum munzur olurum
adam olurum yürekten seven
fırat olurum sevdaya çağlayan
ihanet yazmaz kitabımda
doğu anadolu kokarım ben,
muş'ta van'da dağlarda yatarım
deprem kokarım ben.
 

kapadokya'da şekle girerim
hacıbektaş'ta güvercin donuna
hüü derim sivas ellerine
çorum'da büyürüm
tokat, amasya'da hubyar olurum
anadolu kokarım ben kadınım
sana namuslanan,
sana celallenen,
ama seni yüreği kadar seven
ama seni kendi kadar seven
buram buram anadolu kokarım.

ren nehrinin kenarında
buram buram özlem kokarım ben
sarılırım rakı'ya
sarılırım anason'a
o yüzden anason kokarım
yudum yudum şiirlere dökülür
damla damla vurulurum,
nehir vurur beni,
özlem vurur beni.
can vurur beni canımdan ötürü.
sen vurursun beni benden ötürü.

bir selam isterken senden
bir gülücük beklerken senden
anlaşılamaz olurum, dost elim havada kalır
ihanete satılır
ılgıt ılgıt sevda eserim ben.
anadoluyum canım ben
özlem kokulu anadolu
tarih kokulu anadolu
senim, sendeyim, canım.

boş ve hüzünlü gurbet ellerinde
hüküm sürecek halkı olmayan
sevda kralıyım ben.
yüreğini özleme yaslamış
başını göğsüne.
özlem dolu gurbet ellerinin
özlenemeyen kral'ı
şah damarından vurulur her dost sözünde.
ağlamak kokarım ben,
göz yaşı kokarım ben.

Kral Sergin Köln