dün, ziyarete gelmiştim seni odanda yalnız başına sanki beni bekler gibiydin incecik ipek gömlek içerisinde dışarıya çıkmak için neredeyse yalvaran göğüslerin düğmeleri koparacaktı...
yavaşça kaldırdım tutup elinden kısacık eteğinle canım aklımı başımdan aldın nede güzel görünüyordun bal dudakların bir anda aldı dudaklarımı benden sonra kavuştuk birbirimize sımsıcaktık ikimizde yanıyorduk bir kor ateş gibi....
duvara yaslanmıştın ellerim yavaşça gezinirken bacaklarında, yukarılara doğru tırmandı birden nefes nefeseydik ikimizde bu yangını sevdiğim hangi çağlayanlar söndürürdü hangi nehirlerin suyu yeterdi.....
kalbim kafesine sığmıyordu gencecik bir kadının ellerinde eriyip gidiyordum ben tam tanganla ellerim yan yana geldiğinde kapı açıldı birden ak sakallı ihtiyar “aç tavuk rüyasında darı görürmüş” dedi ve rüyada orada bitti.........
üzgünüm sevdiğim üzgünüm bal dudaklım yine çağlayamadım sımsıcak teninde rüyamda bile kavuşamadım sana üzgünüm senden izinsiz duygularımıza tecavüz ettim ancak bir şey yapamadan beceremeden yani uyandım..........
en çok aklımda öpüşlerimiz kaldı daha ilk karşı karşıya geldiğimizde titrek sesle çarpıştı sesimiz ve birleşti dudaklarımız taa ki ak sakallı gelene kadar ayrılmadı dudaklarımız ben hala orda kaldım bal dudaklım, bal dudaklarında.....
KRAL SERGİN KÖLN
GECENİN KİRPİKLERİ
Kalleş ve hayın gecelerin Yalnızlığıma dokunduğu zaman Düşler asarım yıllardır gecenin kirpiklerine özlemlerimi güneşe sererek her gece sabahın kanadında bir bulut bulmayı umarak
kalleşti geceler hayın ve karanlık hep yalnızlığımı getirir bir de senin hasretini bir de sensizliğimi
daha ne kadar taşır bu yürek gecenin kahpeliklerinden sabahlara çıkamayan yalnızlıklarıma sensizliklerime
simdi bir yolculuktayım gecenin kirpiklerinden sabahın güneşinde bir yolculuktayım gece hayın gece karanlık
sevgiye gider bu yolculuk hain ve yalnız gecelerden kan karanlıklardan sabahların özgürlüklerine ve sana gider bu yol sevgime sensizliğime...
ÇİĞDEMLER AÇTIMI?
şimdi bizim ellerde yayla yollarında rengarenk çiçekler açmıştır öncelik çiğdemlerde çiğdemler açtı mı canım...
aşk baharında benim yeni çiçekler açıyor ikinci baharımı yaşıyorum şimdi yüreğim canım rengarenk çiçeklerle bezenmiş köyümdeki yayla yolları gibi bende çiğdemler açtı çigdemlerle çağlıyorum kıskanma çiçeklerimi sadece gülümse....
sınırlar taşımıyor yüreğimin ağırlığını dağlar çiçekle bezenmiş ben sana çiçekler açıyorum ben sana çiğdemlerle gülümsüyorum ben sana baharlar kokuyorum..
önce çiğdem olup geliyorum sonra meyvelerde cana geleceğim ve her taraf ben olacağım tüm dağlarda çiçek çiçek buram buram ben kokacağım sen bana hep bahar günü gibi çiçek çiçek, bahar kokuyorsun....
kıskanma canım çiçeklerle beni gurbet çiçeğidir özlem kokularım yaylalar gelir aklıma elinde şarap bir de sen ağlıyorum göz yaşlarımda çiçekler sulanıyor bak yine özlem doluyum bir seni bir de yaylalarımı özlüyorum yani çiçekli dağlarıyla serin yaylalarıyla ben ÜLKEMİ özlüyorum....
ben canım bir seni bir de ÜLKEMİ çoook seviyorum....
MAVİ
masmavi bir denizin mehtaba el salladığı bir akşamdı senin türkü dolu bir gecede mavi gözlerine emanet bakışlarla geldiğimde sen dalmışken türkülerin derin hayallerine ben se senin mavi gözlerine sen dalmışken türkülerin yaylalarına bense mavi bir Bakirköy sahilinde mavi türkü evinde bense izinsizce senin gözlerinde
gece mavi türküler mavi gözlerin bile mavi bense gözlerine düşmüş mavi bir mülteci
sahnede "mor dağların yıldızı" türküsü bense sende inadına mavi
ve de senin mavi gözlerinde emaneten uğramış çıkamayan bir mülteci
bırak mavi kalsın küçücük hayallerimiz bırak mavi kalsın türkülerimiz
masmavi bir Bakırköy gecesinde mavi bir türkü ezgisinde herşey maviydi bir benim emanet gözlerim mülteci birde beni görmezden gelişin
misafirdim mavi gecelerinde uzak yesillerden gelmiş mavi gözlerine...
KÜBRA
küçücük bir kız çocuğu haykırıyordu televizyon ekranlarında babası polis tarafından saç bas çekilirken
yapma diyordu Kübra bırakın babamı küçücük bedende baba koruması baba sevgisi
yalvarıyordu Kübra memur eyleminde işçi babasını döven polis memurlarına!!! "dövmeyin götürmeyin babamı" diye..
hatırlarsanız demiştim "sen beni kesemezdin ama ne yapayım sapın benden" yani ustamın sözü...
Kübra ağlıyordu haykırıyordu polis amcalarına bırakın babamı diye polisse fırsattan istifade gizlice vuruyordu aralardan
sonra başardı küçük Kübra tuttu babasının elini aldı polislerin elinden yürüyüp gitti geride sorular bırakarak tüm insanlığın önünde
defter kitap alamamamaktan eylem yapan memurunda aynı derdi yaşayan destekçi işçiye yine çocuğunun kitabı hala alınamamış polisten dayak vardı anlayamıyordum ve bende ekran başında minik Kübra'yla ağlıyordum....
ÖLÜMDEN ÖTESİ
(BU BİR AĞITTIR)
adım Koray, daha oniki yaşındayım ve ben hiç büyümeyeceğim Sivas Madımak'ta yandım ak günler bekleyen ülkemin karanlık düşünceleri tarafından naklen yakıldım...
bir yaz günüydü Temmuz sıcağında babam ozan İsmail, tuttu ablamla benim ellerimizden "haydin çocuklar, Sivas'a, baba ocağımıza Pir Sultan Abdal şenliklerine Semah dönmeye gidiyoruz" demişti...
ne bilirdim ki! "Ateşte Semaha dönmek" olacaktı kaderimiz ve otelde dinlenirken bir anda binlerce insan "yakın" diye haykırıyordu ve ölümden ötesi yoktu görünürde.....
adım Koray, daha oniki yaşındayım veee ben hiç büyümeyeceğim ve benim Dikmen'den aşağıya salınarak Atatürk Bulvarı'nda güzel Ankara'da sevinçle inip te elimde çiçekle Gima'nın önünde beni bekleyen bir sevgilim olmayacak....
adım Koray, siz şimdi kimbilir kaçıncı kadehi kaçıncı yalanlara içerken ve arasırada cancana derken benim ellerim yan mezardan Hiroşima'dan gelen yaşıtıma takılır sol tarafımda da Halepçe çocuğu sözde medeni ülkelerde Solingen’de yanan ben olurum Möln’de yanan ben olurum sizin elleriniz kızlarda sizin elleriniz erkeklerde sizin elleriniz bardaklarda ben en son canlı olarak semah ta tutmuştum bir kızın elini şimdi ise; bizim ellerimiz yılan, çayan arasında kemikli topraklarda....
ne din nedir anlamıştım ne de din uğruna adam yakılmayı suçum semah dönmekti suçum babamı dinlemekti suçum bana göre İNSAN olmaktı adım Koray daha oniki yaşındayım ben hiç baba olamayacağım ben hiç oğlumu okşayamayacağım ben hiç annemin dizlerinde saçlarımda parmakları dolaşan mutlu çocuk rolü bile yapamayacağım ve ben sizin adınıza ben mutlu gelecek adına bir değil bin kez daha yan deseler yine yanacağım, yanacağım, yanacağım...
bir annenin kokusunu düşünsene, çocuğuna yani bana sarılmak işte ben o kokuyu artık içime alamayacağım anneme doluca sarılamayacağım Eeeyy benim akrandaşlarım, arkadaşlarım, yayşıtlarım siz kimbilir kaç kızla dansederken türküler dinleyip halaylar çekerken hergece feneri kimbilir kaç alemde nerelerde söndürürken ve hatta kimbilir hangi türkü barda devletler kurup, halk kurtaracaksınız kimbilir kaç biradan sonra solculuk oynayacaksınız işte ben sizin gibi türküler dinleyemeyeceğim halaylar çekemeyeceğim ben bir kıza sarılıp dans bile edemeyeceğim uuuuyy anam uuuyy Babam anlatırdı benim doğduğum köylerin yokluk ve sefaletten başka hiç bir özelliği yokmuş altı ay dünyadan uzak kar ve karanlığa mahkum bir yurt sonrası çamur, çamurda kalmış tek ayakkabılar
kalsaydı tek ayakkabılarım sakız gibi çamurlarda kalsaydı diz boyu karlarda görmeseydim değil altı ay bir ömür boyu köyümün dışını görmeseydim medeniyet dedikleri yerlerde çirkeflikleri, kahpelikleri, ölümleri ama olsaydım o karlı yerlerde yaşayan ben bende dünyada olsaydım yeterdi...
adım Koray benim duyuyormusunuz?? daha oniki yaşındayım bazen ozan Nesimi oluyorum burada alıyorum elime sazımı bazense Hasret Gültekin hasret türküleri yazıyorum duyarım ki Köln’de Hasret abimin oğlu olmuş adını Hasret koymuşlar söyledikçe Muhlis baba ben burada bile Ateşte Semaha dönüyorum görüyormusunuz??......
adım Koray benim heyy dünyalılar en son sizin aranızdayken ateş camları sarmışken insanlar yanıyordu Madımak'ta ve annem geldi gözümün önüne babam geldi, Ankara geldi o yüzden ölünce ben Anneme götürdüler Ankara'ya götürdüler.. gelirken elimden tutan babam, dönüşte tabutumdan tutmuştu. ben yanmıştım tabutta babam kahrolmuştu tabut omzunda. zavallı babam, canım annem şimdi yeni doğan kardeşime adımızı koymuşsunuz canlarım...... ölsem bile unutmayın ben Koray'ım sizin Korayınız........
adım Koray benim bilmediğim din uğruna bilmediğim din adamları tarafından ayrı düşünceden yakılan. devletin gözü önünde sizlerin gözü önünde siz naklen izlerken tv lerinizde yanan bendim orada en küçükleri otuz yedinin. otuz yedi canın otuz yedi karanfilin özü bende ANLIYORMUSUNUZ???........ ölümden ötesi yokmuş DUYUYORMUSUNUZ???........
1995 Köln
SEVDAM AY TUTULMASI
bir anda sen düştün aklıma pırıl pırıl bir gökyüzüne ev sahipligi yaparken gecem düştün de aklıma yüreğim ay tutulmasına benzedi kendi yerine silüetine sarılır gibi...
önce çıktım bahçeme çiçekleri kokladım gülüm kokusunda bir bir dolaşıp dertlerini dinledim her biri ayrı sevinçte benimle konuştukça açılıyorlar çiçeklerin dilinde bal dudaklim seni dillendim...
dün seni andık bir dost ile dilinde hep ben varmısım benim dilim lal olsada seni andıkça gülüm seni düsündükçe gülüm dillenir siirlerde en geveze olur ve sana konusur, sana akarım Ren nehrinde...
rakı içiyorum bu aksam uzunum -serum niyetine- dedi yine anason kokusundayım ben bir üzüm tanesinden kırk kisinin doyduğu Bektaş-i likten gelirim özüm Ali'dir sözüm doğruluk o yüzdendir ki gülüm gecem mehtap'a yangın sevdam ay tutulmasında...
uzanıyorum sana Kadıköy özlemlerden arınmış kahpeliklere, hayınlıklara pirimsiz bütün dertleriim yazarım geceye gecem bu gece sevdama mehtap sevdam ay tutulmasında neredesin sevdiğim neredesin bal dudaklım bak seni arar gözlerim seni arar yüreğim Alime sığınır, dem alırım aklımda sen sen yine nöbetlerdesin ben senin nöbetinde...
Alim kurban olam yoluna turap'ım izin ver bana bekler sevdiğim feyz almak istiyorum ben Yunus olup dergahta odun gibi yanarım değil yedi yıl yedi asır geçsede beklerim sevdiğimi bak yine gecem mehtap'ta sevdam ay tutulması...
ÖLÜM YAKIŞMIYOR SİZE DESTAN YÜZLÜLER
dört yüz yıl öteden duyulan bir sesti sizi Sivas'a çağıran, büyük ozan Pir Sultan'ın sesi o denli gür sesli bir ozanın anısına şenlikler düzenleyip, halaylar çekiyor, saz çalıp, türküler söylüyordunuz. kitaplar imzalayıp, şiirler okuyordunuz. hepinizin yüzlerinde aydınlık bir gelecek, hepinizin yüzlerinde mutlu bir tebessüm vardı.
siz hiç gitmediniz buradasınız dostlarım burada taa içimdesiniz, içimizdesiniz dışarda kan kokusu almış yarasalar dışarda insan yakan canavarlar vardı gözleri dönmüş kalabalık şiirlerinizi, türkülerinizi, semahlarınızı yakmaya gelmişti. bin üçyüz yıllık kültürü bir otelde boğacaklarını düşünen ve yaktıkları ateşin, döktükleri kanın hesabını bile vermeyecek hayvan sürüsü vardı. dışarda gözü dönmüş yobaz sürüsü vardı. içerde ölüm sessizliği, içerde duman, yüreğimizde siz vardınız, kitapların, şiirlerin, düşüncelerin yasak olduğu, yokedilmek istendiği bir gündeydiniz.
halkını korumak zorunda olan devlet sadece izliyordu, sizler izliyordunuz, bizler izliyorduk ama insanlar yanıyordu aydınlık gelecek yanıyordu. yirmibirinci yüzyılda ortaçağ kafası kol geziyordu jandarma seyrediyor, polis yardım ediyordu insanlar yanıyordu cayır cayır. aydınlar yanıyordu, çocuklar yanıyordu uzun bir geçmişten geliyordu bu ateş Çaldıran'dan, Maraş'tan, Merzifon'dan, Çorum'dan. hep biz yanıyorduk, hep onlar yakıyordu Laikliğin bekçisi bizlerdik tek bizim görevimizdi korumak yanıyorduk Laiklik adına yakılıyorduk sözde onlarca din adına, yakıyorlardı haşa Allah adına, oysaki onların dini olamazdı, onların inancı olamazdı hangi kitapta yazıyordu insan yakmak, adam yakmak.
gençtiniz, genceciktiniz, kardeşlerim, kuzenlerim, canyoldaşlarım toplanıp şenliğe gelmiştiniz, yaşama sevinci ile dopdoluydunuz siz umuttunuz, siz yarındınız. onurlu bir yaşam çizginiz uzanıyordu geçmişinizde ışıtmaya gelmiştiniz karanlık yüzlü Sıvas'ı alevlerle değil, bilgiyle. Hızır Paşa'dan beri hep acıyla anılırdı Sıvas yine tekerrür etti tarihin kanlı Sıvas. yine yarelendi can yürekler ben bu gece vuruldum yine otuz yedi yerimden otuz yedi kursunla otuz yedi karanfil sardım yarama...
ÖLÜM YAKIŞMIYOR SİZE DESTAN YÜZLÜLER DOSTLARINIZ BURADA BURADAYIZ BİZ. ANINIZ ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ...
SIVAS, SIVAS ADIN HİÇ YAZILMAMALIYDI TARİHİN O KARANLIK SAYFASINA HİÇ YAZILMAMALIYDI....
DAĞ KOKUYORUM
sen kokuyorsun her gittiğim yerde sen akıyorsun her çağlayan nehirde bense ılgaz kokuyorum, anadolu yaylalarından gelen kekik kokuyorum. ılgaz kokuyorum ben yalan yazmaz kitabımda sadece saygı duyarım kadına ama hep haksızlığa uğrayan mehmet'im ben.
dur basma damarıma öyle bütün günleri sana hediye ederim de bütün çiçekleri sana sunarım da küçücük bir saygı beklerken sadece vurulurum ben bilirim ki kadın olaydım eğer yüreğini satan bir kadın gönlünü başkasına peşkeş çekmek için çırpınan bir kadın işte o zaman sen bile inanırdın ama ön yargılarında hep kadın haklıdır kalmış ben daha ne deyim.
karadeniz kokuyorum ben onur, şeref, namus deyince celallenen hileyi, yalanı, dolanı sevmeyen karadeniz kokuyorum. yaylalarında -hayat- bulunan yemyeşil dağlarının güzelliğinde ilyas olurum, temel olurum karadeniz kokarım.
toros dağları kokarım ben ege'den başlayıp antep'e el veren akdeniz'i okşayarak, akdeniz'i yaşayarak, akdeniz'i koynuna alarak geçen yörük çadırlarında keçi kokulu selman'ım ben. toros kokarım ben.
cudi kokarım ben he babo derim yılmaz odabaşı gibi vay babo derim ahmet arif gibi alırım yolumu diyarbakır'dan uzanırım şırnak'a abdulhamit olurum ben buram buram savaş kokarım buram buram cudi kokarim buram buram insan kokarım.
balıkesir'den atlarım egeye manisa'da vurulurum efe olurum dağlarında egenin saygı olurum batılı ege'de izmir'e dökerim düşman duygularımı çeşme'de deniz'e salınırım muğla olurum, bodrum olurum, halikarnas kokarım ben. erzurum olurum ben dumanlı dağlara çıkarım erzincan olup, bağlar gezerim dersim olurum munzur olurum adam olurum yürekten seven fırat olurum sevdaya çağlayan ihanet yazmaz kitabımda doğu anadolu kokarım ben, muş'ta van'da dağlarda yatarım deprem kokarım ben.
kapadokya'da şekle girerim hacıbektaş'ta güvercin donuna hüü derim sivas ellerine çorum'da büyürüm tokat, amasya'da hubyar olurum anadolu kokarım ben kadınım sana namuslanan, sana celallenen, ama seni yüreği kadar seven ama seni kendi kadar seven buram buram anadolu kokarım.
ren nehrinin kenarında buram buram özlem kokarım ben sarılırım rakı'ya sarılırım anason'a o yüzden anason kokarım yudum yudum şiirlere dökülür damla damla vurulurum, nehir vurur beni, özlem vurur beni. can vurur beni canımdan ötürü. sen vurursun beni benden ötürü.
bir selam isterken senden bir gülücük beklerken senden anlaşılamaz olurum, dost elim havada kalır ihanete satılır ılgıt ılgıt sevda eserim ben. anadoluyum canım ben özlem kokulu anadolu tarih kokulu anadolu senim, sendeyim, canım.
boş ve hüzünlü gurbet ellerinde hüküm sürecek halkı olmayan sevda kralıyım ben. yüreğini özleme yaslamış başını göğsüne. özlem dolu gurbet ellerinin özlenemeyen kral'ı şah damarından vurulur her dost sözünde. ağlamak kokarım ben, göz yaşı kokarım ben.